Bağımsız editör ve eğitmen Defne Karadağ, korku, gerilim ve fantastik türlerinde yayım yapan Şato Dergi’nin genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Instagram’da @satodergi profilinden ulaşılabilen e-dergide çarpıcı illüstrasyonların eşliğinde korku hikayeleri, denemeleri, şiirler ve bu alanda üretenlerle söyleşiler yer alıyor. Karanlıktan korkmayanları birleştiren Defne Karadağ ile bu özel dergi projesinin nasıl doğduğunu ve korku edebiyatına olan ilgisinin kökenlerini konuştuk.
Korku türüne olan ilginiz nasıl başladı?
Bu tür beni etkisi altına almaya çocukluğumda başladı. İlkokul yıllarımda, hayal gücümün komutasında devamlı ürkütücü hikâyeler uydurur, çevremdeki çocuklara bu ürkütücü hikâyeleri anlatır ve onları korkuturdum. Onlar benden korktukça bana daha çok saygı duyar, ilgi gösterir, ben de daha çok hikâye geliştirir ve her fırsatta onları etrafıma toplayarak tekrar tekrar korkuturdum. Böyle bir döngü kurmuştum kendimce. Sanırım “korku” unsuru, o yaşta bende güvenli bir alan yaratmamı sağlamış ve kendime olan öz güveni bu şekilde kazanmıştım. Bu duygunun insanlar üzerindeki inanılmaz etkisi yani gücüydü aslında beni cezbeden.


Tamamen bu alana yönelmeye nasıl karar verdiniz?
Edebiyat, lise yıllarından beri ruhumu iyileştiren, kendimi keşfetmemi sağlayan bir disiplin olduğu için radikal bir karar vererek asıl mesleğim olan muhasebeciliğe on yıl önce veda edip kurmaca metinler okumaya ve yazmaya yöneldim. Bu doğrultuda aldığım eğitimlerle de yazma konusunda epey yol katettim. Öykü ve deneme türünde yazdığım yazılar basılı dergilerde ve dijital edebiyat platformlarında yayımlandı. Takip eden süreçte dergi editörlüğü, sorumlu yazı işleri müdürlüğü ve yaratıcı yazarlık eğitmenliği yapmaya başladım. 2023 yılı Ekim ayında da kendi projem olan korku, gerilim ve fantastik türlerinde yayım yapan Şato Dergi için ilk adımları attım. İlk yılını dolduran Şato Dergi’nin halen genel yayın yönetmenliğini yapmaya, kendi kurduğum yazı kulüplerinde online; aynı zamanda köklü bir dernek olan Ç.Y.D.D’nin Ferhat Şenatalar Etkinlik Merkezinde de yüz yüze yaratıcı yazarlık dersleri vermeye devam ediyorum.
Derginizde ele aldığınız en ilginç ya da ürpertici hikâye hangisiydi?
Gelen yazılarda korku-gerilim dozunun yüksek olması öykü yayımlama kriterlerimizden biri olduğu için aslında aldığımız öykülerin hepsi bizi etkilemiş oluyor. Tek hikâyeden bahsetmem bu nedenle zor. Genel olarak özgün anlatımı ile okuru geren, hayal gücünün zenginliği ile kalemine hayran olduğumuz yazarların olduğunu görmek bizi mutlu ediyor.
Sizi en çok etkileyen korku edebiyatı eserleri ya da yazarlar kimlerdir?
İlk okuduğum korku kitabı Stephen King’in ‘O’ romanıydı. Liseye yeni başladığım yıl tanışmıştım King’le. O yaşıma kadar sadece uydurup anlatmakla yetindiğim hikâyeleri yazıya dökme cesaretini “O” romanı ile kazanmıştım. O nedenle Stephen King’in yeri benim için ayrıdır. Yaşamından ve eserlerinden etkilendiğim bir diğer yazar da Edgar Allan Poe’dur. Poe okumak, kurguda karakter yaratırken karakterin psikolojisini iyi anlamayı, onu özenle resmetmeyi ve dili etkin kullanmayı öğretiyor. Bu nedenle korku, polisiye, gerilim yazan her yazar adayının Poe okumaları yapması bence önemli. Robert Louis Stevenson’ın da insanın ruhundaki gizli karanlığı keşfetme konusunda ustalığından etkileniyorum. Yerli yazarımız Kenan Hulusi Koray’da döneminde bu türe olan ilgisinden ötürü değeri anlaşılmamış yazarlarımızdan… Onun cesareti, öykülerindeki karanlık ve anlatımdaki ustalık beni çok etkiler.
Korku hikayelerinde sizi en çok korkutan unsur nedir: Doğaüstü varlıklar mı, psikolojik gerilim mi yoksa bilinmeyen korkusu mu?
Kesinlikle müphemlik. Bir ileri adımda neler olacağını kestirememek. Belirsizliğin içinde cebelleşen karakterin/karakterlerin başına ne geleceğinin bilinmezliği beni korkutur.
Korku dergisi yayınlamak hangi zorlukları beraberinde getiriyor?
Maalesef ülkemizde korku türü gerek edebiyat olsun gerek sinemada veya diğer sanat dallarında olsun değeri anlaşılmamış bir tür. Korkunun unsur olmaktan çıkıp bir tür olduğunu kabul etmek zaman almış çoğu ülkede. Bizde de özellikle Korku Edebiyatı’na emek veren savaşçı yazarlar sayesinde yeni yeni tür olarak benimsenmeye başladı. Gelin görün ki yazdığınız korku öykülerini yayımlatabileceğiniz bir mecra bulmak hâlâ zor. Bu türün dram, romantizm, komedi gibi ayrı ve kendine özel bir tür olduğunu kabul etmeyen çoğunluğun olduğu gibi bir gerçek varken cesaret istiyor korku türünde projeler üretmek. Ciddiye alınmak maalesef zaman alıyor. Bu süreçte destek verenlerin olması çok önemli. Küstürülmüş bir kitle var karşınızda aslında. Okuru yerli yazar istiyor, yazarı okuyacak kitle. Bu noktada iki tarafı birbiri ile buluşturacak kanallara ihtiyaç doğuyor. Şato’nun kuruluşu da esasen işte tam da bu ihtiyaçtan oldu diyebilirim. Bu kanallardan biri olmanın zorluğu ise “görünmek, fark edilmek” Bu zaman alan ve yorucu bir süreç. Kitlelere kendini duyurmak; ben buradayım, demek için sabırlı olmak gerekiyor.
Okuyucuların en çok ilgisini çeken türler veya temalar hangileri?
Korku türünün alt türlerine baktığımızda en çok psikolojik gerilime hizmet eden temaların ilgi gördüğünü gözlemliyorum. Akıl hastalarının, şizofrenlerin, güçlü travması olan depresif kişilerin işlediği suçlar ve onların yarattığı korkular daha çok ilgi çekiyor diyebilirim.
Yeni yazarlar ya da sanatçılar için derginizde yer alma fırsatları sunuyor musunuz?
Dergimizin öncelikli kuruluş amaçlarından biri; ülkemizde korku türünü kalkındırmak ve bu yönde eser üreten yazarı, çizeri, sanatçıyı, oyuncuyu desteklemek, kendi kitlelerine ulaşmaları için bir kanal olabilmek. Bu nedenle Şato’nun kapıları “Karanlıktan korkmayan” korku ve fantastik müptelası herkese sonuna kadar açık.
Korku türünde kaliteli içerik üretmenin sırları nelerdir?
Öncelikle bu türü kesinlikle sevmek gerekiyor. Sonra bu türdeki klasikleri okumak, izlemek… Hayal gücünü tetiklemek de çok önemli. Klişelerden ne kadar kaçar ve özgün kurgular yaparsak içeriğimiz de o kadar kaliteli olur. Devamlı yazmak da çok önemli. Yaza yaza üslup oturur, kurgusal hatalar azalır. Korku kurgu yazınlarında kesinlikle okura tekinsizliği hissettirmemiz gerekiyor. Derdimiz okuru korkutmak değil onu kurgudaki tekinsizliğe inandırmak. Onu olaya, oradaki tuhaflığa dahil etmek. Bunlar çok önemli.
Derginizin okuyucu kitlesi hakkında neler söyleyebilirsiniz? Hangi yaş grubu daha çok ilgi gösteriyor?
Okur kitlemizin içeriğin türüne göre değiştiğini fark ettik. Korku türündeki içeriklerimizi okuyan okur kitlesi daha çok 20- 45 yaş aralığındayken fantastik tür okur kitlemiz 15 yaşa kadar düşebiliyor.
Korku türü, toplumsal ya da bireysel açıdan ne tür etkiler yaratıyor sizce?
Korku türü bu konuda da epey tartışma konusu olmuş bir tür maalesef. Şiddete özendirici etkisi olduğunu savunan bir kesim var. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Bu türün korkutucu sonuçlar doğuran eylemlerin sebebi değil sonucu olduğunu düşünüyorum açıkçası. Olanı, olabilecekleri yazmak aslında. Hiç olmamış kötülüğü olduracak uyanışı yaratmak değil. Sıradan biri, sırf Testere filmini izlediği için etkilenip bir vahşet ortamı yaratmaz. İnsan çok tuhaf bir canlı. Özünde barındırdığı kötülüğü sudan sebeplerle bile özgür bırakabilir. Bu nedenle şiddetin sebebi “korku” türündeki eserlerdir demek, yüzeyde dolaşmaktan başka bir anlam ifade etmez. Ama şu konuda hassas olmak gerekiyor: Eser verirken toplumun hassas olduğu konuları göz önünde bulundurarak, zamanlamayı da doğru şekilde yaparak eser çıkarmak daha doğru olur diye düşünüyorum.
Korkunun, insanlar üzerinde olumlu bir etkisi olduğuna inanıyor musunuz? Bu tür hikayeler, insanlara ne katabilir?
Eğer bu türü seviyorlarsa her yeni tuhaflık heyecan verici oluyor. Aslında herkesin hayattan aldığı tat ile ilgili. Korkuseverler adrenalini, hayal gücünün sınırlarını zorlamayı, belirsizliğin içinde cebelleşmeyi; tahmin edilemez sonları, hatta sonu olmayan sonları kafasında kurmayı, devam ettirmeyi sever. Sanırım zihnimiz bu yüzden de hep aktif. Korku tutkusunun olumlu etkisi: gerçek hayatta yılmaz bir kişi olmanızı sağlaması. Dirayetli, soğuk kanlı, cesaretli, risklerden korkmayan bir birey hâline dönüştürüyor desem abartmış olmam.
Derginizin gelecekteki planları ve projeleri nelerdir?
Her şey yolunda ve hayal ettiğimiz gibi giderse çok güzel projelerimiz var. Korku ve fantastik tür yazarlarıyla yapacağımız sürpriz projeler olacak. Kitap ve yazı kulüpleri de projelerimiz arasında. Dahası da var tabii, günü geldiğinde bu keyifli projelerimizi de duyuracağız.
Korku edebiyatına ilgi duyan genç yazarlara tavsiyeleriniz neler olur?
Bu türlere yön vermiş ve katkı sağlamış kişileri tanımalarını, eserlerini hayatlarını araştırıp okumalarını tavsiye ederim. Ve tabii bol bol yazıp dergi ve dijital mecralarda kitle yaratmak için eserlerini yayımlatmalarını. Fuarlara, sergilere giderek yazarlarla, çizerlerle tanışmaları da onları bu alanda besleyecektir.
Korku türünde yeni trendler ya da öne çıkan konular hakkında öngörüleriniz var mı?
Yazmanın yanında seslendirme de epey ilgi görüyor. Yazılan korku hikâyelerini Podcast veya YouTube gibi platformlarda ses efektleri kullanarak seslendirmek trendler arasında. Bir başka trend de korku evleri. Bu evlerde korku oyunlarına oyuncu olarak dahil olmak, kurgu ile gerçek arasında sıkışıp kalmayı sağladığı için epey ilgi görüyor.