Eğitmen ve yönetim danışmanı Harun Kilci, yeni kitabı Herkes Kendi Hayatının Mimarıdır ile bireyin kendi hayatını nasıl bilinçli şekilde tasarlayabileceğine odaklanıyor. Kırmızı Kalem Edebiyat Yayınevi tarafından yayımlanan kitap, modern yaşamın hızında çoğu zaman gözden kaçan temel bir soruyu yeniden gündeme taşıyor: “Yaşadığınız hayat gerçekten sizin seçiminiz mi?” Kitapla ilgili merak ettiklerimizi Harun Kilci’yle konuştuk.
Herkes Kendi Hayatının Mimarıdır fikri sizin hayatınızda ilk ne zaman anlam kazandı? Bu kitap hangi kişisel kırılma anından doğdu?
Danışmanlık yapmaya başladığım 2014 yılından itibaren, kişilerin kendi gelişimleri için çoğunlukla dışarıdan tavsiye ve hazır metodlar bekler olduklarını gördüm. Oysa kendi hayatlarını işlevselleştirmek ancak sorumluluğu bizzat üstlenmeleri ile mümkün olabilir. Danışmanlık seanslarımda bunu sebepleri ile anlatırım. Düşüncemi destekleyen vakaları görünce, herkesin kendi hayatının asıl sorumlusu olduğunu ve bu sorumlulukla hayatlarını en temelden yeniden ele alıp düzenlemesinin ancak gerçek gelişimi sağlayacağına ikna oldum. Bunu yapabileceğim ve geniş kitlelere iletebileceğim en kolay yol da kitap yazmaktı. Çünkü herkes hayatını yeniden düzenlemek adına danışmanlık alabilecek imkanlara sahip değil. Bu kitabımın fikri, hayat mimarısi danışmanlık seanslarımla ortaya çıktı, pandemi döneminde filizlendi. Meyvesini de bu yıl ocak ayında verdi.
Kitap fikrini kesinleştirdikten sonra kendi deneyimlerimdeki en sert geçişlere odaklandım. Çünkü yaşanmamışlar, yaşatılamıyor. Özellikle 2014 yılında geçirdiğim kazanın sonrasındaki yatağa mahkum kaldığım 2 aylık süreçte hayatımı çok derinlemesine sorguladım. Yaşadığım hayatımın dinamikleri ile yaşamak istediğim hayatın dinamiklerindeki daramatik farkları görmek ciddi bir kırılım anıydı benim için.

Kitaptaki bölümlerden bahseder misiniz? Okuyucu neler bulacak?
Hepimizin farklı dinamikleri olan bir hayatımız var. Kitabımın ilk bölümünde kendi hayatımızın mevcut dinamiklerini fark ettirmeye odaklandım. İkinci bölümünde kendi potansiyelimizi en üst seviyeye çıkarıp doğru kullanmayı sağladığımızda yaşayabileceğimiz bir hayatı işaret ettim. Bu hayatın imkanlarından ve nasıl mümkün olabileceğini açıkladım. Tabi bunların asıl belirleyicisi olan çevresel faktörlere ve nasıl sınırlandırıldığımıza üçüncü bölümde yer verdim. Hayatımızın gerçek belirleyicisi olmak ve kendimize en uygun, en faydalı, en işlevsel hayatı oluşturmanın tek yolunun hayatını sahiplenmek olduğunu da dördüncü bölümde açıkladım. Tüm bunlar için hayatını bilinçli farkındalıkla yeniden tasarlamanın adımlarını beşinci bölümde anlattım. Her şeyin bu kadar kolay olmadığını ve hayatı yeniden tasarlamanın bilinçli bir süreç değişimi ve kararlılıkla sürdürülmesi gereken bir alışkanlık inşaası olduğunu da altıncı bölümde yer verdim. En son bölümde ise hayatın akışında ufak değişiklikler ve estetik dokunuşlar ile yeni hayat tasarımın güzelleştirilmesinin gerekliliğini ve ancak böyle yapılınca değişimin sürdürülebileceğini anlattım.
“İnsan kendi hayatının mimarıdır” diyorsunuz. Bu cümle büyük bir sorumluluk da yüklüyor. İnsanlar neden bu sorumluluktan kaçma eğiliminde?
Dış kontrollü kültürlerde daha toplum davranışları genellikle kollektif bağlarla şekillenir. İnsan da bu toplum içinde varlığını sürdürmek için çoğunlukla uyumlanmayı seçer. Sürüden ayrılmak istemez. Bu da zaman içinde kişisel davranışlarının ve günlük alışkanlıklarının buna göre şekil almasını sağlar. Yaşadığı hayat içinde olduramadıklarına dışarıdan bahaneler bulmak kişiyi sorumluktan uzaklaştıran bir rahatlık alanına sokar. Sebepler her zaman dışarıdandır. Oysa ben bunun aksinin gerçek olduğunu fark ettirme amacıyla bu kitabı yazdım. Bir rezidansta gecekondu konforunda yaşadığını fark eden kişi, gecekonduyu yıkıp yerine bir rezidans inşaa etmesi gerektiğini fark eder. Bu hiç de kolay değildir.
Kitapta sıkça vurguladığınız “farkındalık” kavramını biraz açar mısınız? Farkındalık olmadan değişim mümkün mü? Farkındalık sonrası nasıl bir yol izlenmeli?
Yaşadığımız hayatın akışında çok fazla değişken var. İnsan beyni bu değişkenlere çok hızlı uyumlanamıyor. Bu nedenle kolaylaştırmak için kısa yollar oluşturuyor. Hayatı bu şekilde oluşturduğumuz bir deneyim döngüsü ile yaşayabilir hale getiriyoruz. Otomatik pilota geçirip dikkatimizi ilk kez karşılaştığımız konulara harcama gayretindeyiz. İşte sorun da burada başlıyor. Çoğu şey otomatik pilotta ilerlerken farkında olmadan, etkisini anlamadan, sonucunu düşünmeden yaşayıp gidiyoruz. Mesele her attığın adımın farkında olmaya başlayabilmek. Fark edilince, etkisi de ortaya çıkıyor yaptıklarımızın. İşlevsel olmayan, öğrenilmiş ama güncellenmemiş, hatta hiç bir faydası kalmamış günlük hayatımızı desteklemeyen alışkanlıklarımız görünür hale geliyor. Sonrası kişiye kalmış. Bazen en baştan kendini inşaa etmeye karar verir bazen de sadece dış kontrol havuzundakilere uyumlu küçük güncellemeler yapar. Kitapta bu konuda epey derin tespitler var.
Hayatın kontrolünü elimize almak ile dış koşulların etkisini kabul etmek arasında nasıl bir denge kurulmalı?
Hayatımıza dış koşulların etkisi her zaman olacaktır. Bu kaçınılmaz. Dış koşullara rağmen de bazı iyileştirmeler ve işlevsel alışkanlıklar edinmek elbette mümkün. Fakat sürdürmek konusunda irade gücünün limitleri belirleyici. O halde suyun akışına ters yüzmek yerine ırmağın yönünü değiştirmek bir seçenek olabilir. Bulunduğumuz çevreyi gerekirse değiştirmek ve işlevsel hayatımızı destekleyecek bir habitat oluşturmak hayatın kontrolünü korumaya büyük katkısı olacaktır.
Günümüzde dikkat dağınıklığı, sosyal medya ve dış etkenler insanların kendi hayatlarının mimarı olmasını zorlaştırıyor mu?
Bu çağımızın sorunu; uyumlanmak kolaydır ve bize sunulanı kabul etmek, seçenekleri tek tek incelemekten daha cazip. Haz merkezimiz bizi yönetir oldu. Hızlı tüketilenler kısa ve çeşitli. Sosyal medya da haz merkezini tatmin etme üzerine bir algoritmada çalışıyor. Giderek daha az sorgulayan daha az düşünen ve daha az seçici oluyoruz. Kendi en iyi versiyonunu oluşturmak bilinçli olarak kendi üzerinde çalışmayı gerektiriyor. Bu çalışma da yüzeysel yapılamaz maalesef. Adım adım, katman katman alışkanlıklarını işlevsel hale getirme çabasında olmak gerekli. Yapılan bir araştırmada insan bedeninin anatomik ve mikro kimyasal bedeli 45 milyon dolar. Biz 45 milyon dolarlık makineyi, elimizdeki 100-200 bin liralık telefonlara mı teslim edeceğiz? Bu tabii ki konforsuz alanda kalmayı tercih etme kişiye göre değişen bir tercih olacaktır.
Kitabı okuyan birinin hayatında somut olarak neyin değişmesini beklersiniz?
Kitabın her bölümünde hayatımızın farklı alanlarına dikkat çekiyorum. Herkesin faydalanacağı alan ve alacağı mesaj da aynı olmayacaktır. Amacım da aslında her farkındalık seviyesinde başka mesajlar alınmasına vesile olmak. Tüm bunların üstünde kitapta vermek istediğim ana mesaj; “yaşadığın hayatın mevcut halinin de gelecekte yaşayacağın hayatın dinamiklerinin de gerçek ve tek mimarı sensin. Hayatını sahiplen ve artık bilerek ve bilinçli olarak hayatını şekillendir.”
Okuyucuların en çok zorlandığı nokta sizce neresi olacak: Fark etmek mi, değiştirmek mi, yoksa sürdürmek mi?
Fark etmek ve fark etmeye başlamak ilk adım ve sanki en çok direndiğimiz aşama burası. Fark etmek zor değil fakat o noktaya gelmemek için çok direniriz. Çünkü fark ettikten sonra hiçbir şey eski tadında olmaz. Bir şeyler yapmak gerektiği düşüncesi insanı mutsuz ve huzursuz eder. Değişmek ise gerçekten zordur. Gerçek değişim ciddi can yakan ve acı çektiren bir süreçtir. İnsan değiştirmek zorunda kaldıkları yüzünden yaşadıklarına olan hislerinin acısını çeker. Can ne kadar çok acırsa, değiştirmeye olan inanç ve ihtiyaç da o kadar kuvvetlenir. maalesef ki her şey yolunda gidiyorken kimse işlevsiz hayatından şikayet etmez. Değişimi gerçekten oluşması için bir alışkanlığın en az 3 ay sürdürülmüş olması kabul edilmektedir.
Herkesin yolu ve yolculu farklı olduğu gibi tutundukları konular da farklıdır. Bu nedenle fark etmek de değişmek de sürdürmek de kolay değildir.
Hayatını yeniden inşa etmek isteyen biri nereden başlamalı? İlk adım ne olmalı?
Benim sevdiğim bir söz var; dil sancıyan yere dokunur. En çok nelerden şikayet ediyorsa kişi, değişimi o noktadan başlatmak gerekir. Genellikle asıl mesele çok derinlerde gizli olsa da öncelikle “yapabilirim” duygusunu yaşamak ve değişim için özgüven kazanmak gerek. bir fili tek lokmada yiyemezsiniz. O nedenle küçük ama emin adımlarla başlamalı. Bazı ufak değişiklikler hayatın içerinde çok büyük farklar yaratır. bu da değişimi sürdürme cesareti ve enerjisi sağlar. Hayatın yeniden inşaası kırmızı lahanayı soymak gibidir. Her seferinde en üstteki kabuğa odaklanılmalıdır.
Hayatının farkında olanlar ancak hayatlarının kahramanı olabilirler.